beni ben yapan şeyden
bazı tefazuli hassalarım var. vasfım ve hasletim, beni olduğum kişi yapan şeyler onlar. ıram, seciyem, en öz yapım ve niteliklerimle harmanlanmış bir dizge, fevkalade bir strüktür. ben şimdi senin karşına tabiatimi saptırmadan geldiysem, mahiyetimde eğer bu mülahazalar ve bu faziletlerle inşa olduysam, sana böyle tebessüm ettiysem ve sen benim yüzüme bunu görerek güldüysen, böyle sevdiysem ve bu yaşa kadar böyle sevildiysem, her gün böyle uyanıp, hep aynı yöne doğru yürüdüysem, ve bu vakte kadar böyle fayda sağladıysam kendime, çevreme, mafevkime ve dengime; neden – bir anlayabilsem – beni inatla değiştirmeye, dönüştürmeye, normalimden saptırmaya, köklerimden söktürmeye, fıtratıma söylenmeye, hilkatıma tasallut etmeye, tefekkürümden tardetmeye, “kıymalı makarna öyle değil böyle pişirilir”e devşirmeye uğraşırsın bre âdem evladı?
severek yaptığından sıkılamazsın ki
perşembe, cuma ve cumartesi akşamları ço kenteresan bir şekilde dışarılara çıktım. çok sevdiğim kimseler dave tedince icabe tetmeme kolmaz diye düşündüm. asosyal değilim ama sosyalleşeceğim insanları seçmeyi seviyorum. yanlarında konuşurken kibar olmak değil de rahat olmak, mütenasip olmak, edepli ve -yeri geldiğinde- edepsiz de olabilmekten sıkılmayacağım kadirşinas dostlarım, şükür ki, varlar. biraz. neyse, esas hikaye şu ki; orada biriyle tanıştım. ağırbaşlı, incelikli, çok genç bir kız. çok düşünüp yorulmuş gibi bakıyordu, merakımı cezbetti. münasipçe iletişim kurdum, güleryüzle cevap verdi, cana yakın biri.. Dedim ya, yüzü hikaye doluydu. ancak anlatacak çok şeyi olan insan bu kadar masum susabilirdi. müsade verdim, konuşturmaya çabalamama gerek kalmadan anlatmaya başladı: tahsilini yaptığı bölümle pek alakasız, tasarım ve dekorasyon tutkunu bir insan. yaratıcılık gözü kuvvetli. hep bir restoran açmak istermiş, ya da bir otel, öyle dedi. insanları eğlendirmeyi severmiş. orayı o kadar güzel yaparmış ki, içerisinde sonsuza kadar sıkılmazmış. bence de insan kendi göznuruyla yaptığından niye sıkılsın ki? bu mütalaa kafama o anda dank etti ve farklı örnekler düşündüm: insan kendi çocuğuna bakmaktan sıkılmaz[√], kendi tarlasını işlemekten sıkılmaz[√], kendi yazdığı şiiri okumaktan sıkılmaz[√]…
if i had an orchard, i’d work till i’m sore
♫ helplessness blues ♫
Bu şarkıyı çok seviyorum çünkü bence şarkı değil, düpedüz sorgu. Çaresizliğimizi resmedip suratımızın ortasına çarpan Robin Pecknold, veritaserum türevi melodiler kullanarak bilinç altıma erişiyor. Hayatın gidişatıyla ilgili sorulan her soru yeni bir soruyu doğuruyor ve cevapsız kalan her soru güvensizliğimin menşeyi. Hayattan ne bekliyorum? Kendimin ve çevremdekilerin hayatını güzelleştirmek pahasına azami gayreti cömertçe gösterirken uğruna yaşadığım değerlere yabancılaşmam bir sistem hatası mı?. Hangi istasyondayım, nereye gidiyorum, sen neredesin? Peki, topladığım meyveleri raflara kim dizecek? Kendime geri dönmek için doğru zamanı kolluyorum..
Alışveriş Listesi
- tuz
- ayçiçek yağı
- bir paket burgu makarna (italyan)
- 300 gram yağsız kıyma
- yan flüt
Not: varsa çilekli yoğurtlu çukulata da al
tekrar çaldım, tekrar çaldım, tekrar çaldım
bir de baktım ki çalmadan duramaz olmuşum;
muş
biri kırık üç salıncak, boyası çıkmış kaydırak, ortadaki döndürek ve yarım daire tipli tahteravalliye ek olarak bir basketbol potası istemiştik o zamanki belediye başkanından, hâlâ yokmuş.